• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/kayseriogder
Üyelik Girişi
EYYÜHE'L-VELED EY OĞUL
BİR AYET BİR HADİS

“Allah›ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah›ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O›nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar.” (3 Ali İmran103).


 Âlimler üç türlüdür;
1- İlmi, hem kendisine, hem de insanlara faydalı olan,
2- İlmi kendisine faydası olan, insanlara, faydası olmayan,
3- İlmi herkese faydası olan, fakat kendine faydası olmayıp helak olan.(Deylemi)

Site Haritası
NAMAZ VAKTİ

Hava Durumu
Anlık
Yarın
27° 32° 14°

HALİL İBRAHİM KABAK

HALİL İBRAHİM KABAK
kayseriogder@hotmail.com
İMAR - EĞİTİM İLİŞKİSİNDE ÜMMÜ’L KURÂ MODELİ
10/01/2016

İMAR - EĞİTİM İLİŞKİSİNDE ÜMMÜ’L KURÂ MODELİ

 

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de, yeryüzünde ilk imar ve inşa edilen belde olmasına dikkat çekerek Mekke’yi “Ümmü’l-Kura”[1] (Şehirlerin anası) diye nitelendirmiştir. Mekke, şehirlerin anası olduğuna göre sair şehirler evlat mesabesinde olmaktadır. Evlatlar ise genetik olarak ebeveynine benzerler. O halde Rabbimiz bu vasıflandırmayla Mekke’nin Hz. Adem (A.S)’dan Hz. İbrahim’e ve ondan Saadet Asrına; özellikle fetihten sonraki yapılaşmasıyla bize imar ve şehirleşmede model olarak takdim ettiğini söylersek hata etmiş olmayız diye düşünüyorum.

Mekânlar, insanın inançla, insanın insanla, insanın dünyayla, dünyaya ait nesneler ve nesnenin nesneyle olan mesafesinin ve ilişkilerinin üç boyutlu bir anlatımıdır. Bu bağlamda şehirlerin imarındaki öncelikli gaye; o şehir insanlarının kulluk şuurunun esas alınması, Bâkî olanın fânî olana hâkimiyetini ve fâni olanın daima Bâkî olana muhtaç olduğunu simgelemek olmalıdır. Rabbimiz, yeryüzünde halife olarak yarattığı ve yerleştirdiği insana; “Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev, Mekke’deki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Beyt (Kâbe)’dir.”[2] buyurarak ilk kurulan şehirde, tüm camii ve mescidlerin bağlı bulundukları merkez olarak ilk yapılan binanın Kâbe olduğunu haber vermektedir. Binaenaleyh, Şehrin merkezine ilk yapı olarak Kâbe konulmakla mabed hayatın merkezine oturtulmuş, İmar-iskân, eğitim, ekonomi, idare, sosyal hayat hep mabede göre şekillendirilmiştir. Kâbe’nin bu konumu cahiliye-şirk döneminde dahi hep böyle kalmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de kişiliğimizin bulunduğumuz ortama göre şekilleneceği gerçeğine işaret edilerek; “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram’ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler”[3] buyrulmuştur.

Hayatınızı tevhide göre şekillendirmek gayesiyle hiçbir ekonomik kaynağa sahip görünmeyen, kuş uçmayan kervan geçmeyen, ekin bitmeyen bir vadiye de yerleşseniz Allah sizi hiç ummadığınız yerden rızıklandıracağını, ekonominizi güçlendirecek ufuklar açacağını. “Yaz ve kış yolculuğunda onları (güvenliğe kavuşturduğu ya da başkalarıyla) ısındırıp yakınlaştırdığı için, Şu Ev (Kâ’be’n)in Rabbine kulluk etsinler”[4] ayetleri ile beyan etmiştir. Bununla beraber “Onların, Beyt(-i Şerif) önündeki duaları, ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başkası değildir.”[5] ayeti kerimesiyle de; insanlar Tevhidin ruhunu kaybederse şehrin iman ve tevhid simgesi olan mabedinin bir hurafe ve bidat merkezine dönüştürülebileceği tehlikesine dikkat çekilmektedir.

Kur’an-ı Kerim, şehirlerin ekonomik düzenini, huzurunu, ahlakını bozanları “Mütref” olarak adlandırır. “Biz herhangi bir memlekete tehlikeyi haber veren bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın refah ile şımartılmış (mütref) olanları: “Biz sizin gönderildiğiniz şeyleri tanımayız.” dediler.”[6]

Mekke’nin ziraata elverişli olmayan alanda kurulduğunun haber verilmesi; ekip dikmeye elverişli alanların ziraata bırakılması, iskânın ziraata elverişli olmayan bölgelerde olması gerektiğinin işareti olabilir. Bugün ülkemizin Çukurova, İç Anadolu ve birçok bölgesinde en münbit ziraat arazilerin beton yığınlarıyla doldurulmuş olması sanırım bu işaret üzerinde düşünmeyi gerekli kılmaktadır.

Evlerin içindeki yaşantının da iman merkezli olması için şu rabbani talimata kulak vermek gerekmektedir: “Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: “Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın.”[7] Yani ehlü ıyalinizin rabbini unutmaması için evlerinizi kıbleye dönük yapın ki, orada kıbleye dönülsün, ömrünüzü tükettiğiniz mekânlarınız namaz kılınan evler olsun.

Başka bir ayette içinde Allah’ın zikredildiği, namazın kılındığı, Kur’an’ın okunduğu evler şöyle methedilmektedir: “Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nuru­nun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba bir kandil içindedir; o kandil de sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden tutuş­turulur. Yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruna kavuşturur. Allah insanlara işte böyle misal ge­tirir. Allah her şeyi bilir. Bu kandil birtakım evlerdedir ki, Allah o evle­rin yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O’nu tesbih eder...”[8]

Bu ayetlerin mimarimize bir yansıması olarak; hayatta iken evlerini kıbleye dönük yapıp kişilik ve kimliklerini iman ve şuur ile yoğuran Müslümanların öldükten sonra da mezarlarını kıbleye dönük yapmaları  “De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.”[9] Nazmı Celilindeki ifadenin tecessüm etmiş halidir. Bu misaller imar ve iskânla insan psikolojisinin müthiş bir etkileşim içerisinde olduğunu dolayısıyla da İman merkezli eğitimle doğrudan alakası olduğunu göstermektedir.

Mimar değilim, planlamacılıktan, şehir planlamacılığından da anlamam. Ama Kuran’ı Mübin’in konuya dikkat çektiği ayeti kerimeleri de okudukça şehirlerimizin bu ikaz ve açılan ufuklar doğrultusunda planlanmasının şimdiki Batı tarzı imarına nazaran daha mükemmel, kendimize has bir tarz ortaya koyabilir miyiz ümidiyle bu yazımı yerel yöneticilerimize, şehir planlamacılarımıza ve mimarlarımıza ilham olması temennisiyle yazıyorum. Şimdi şöyle bir tefekküre dalalım: Şehirlerimiz bu plan dâhilinde imar edildiği zaman Camiiler hayatın merkezine konmuş, fâni olan şu âlemde; eğitim, İmar-iskân, ekonomi, idare ve sosyal hayatın Bâkî olan yüce Rabbimizin buyruk ve kanunlarına göre şekillenmesine fıtri bir yol açılmış olacaktır. Müminlerin namazda Kâbe etrafında halka halka dizildiği gibi, şehirlerimizi de aynı şekilde Kâbe etrafında halka yapmış olacağız. Ayrıca evlerin kıbleye dönük yapılması hem şehir mimarisinin nizam ve intizamını hem de güneş alan sağlıklı yuvalar olmasını sağlamak noktasında önemli ipuçları verdiği kanaatindeyim.

Şehir planlamacılığında topyekûn bir alanda temerküz etmenin değil, aralara uzak olmamak üzere, belli ölçülerde kısa mesafelerle parklar, ormanlık ve tarım için alanlar konularak yayılmasının daha huzurlu, daha müreffeh bir hayat sunacağını şu ayet haber vermektedir. “Onların yurdu ile içlerini bereketlendirdiğimiz memleketler arasında,  birbirinden görünen nice köyler var ettik ve bunlar arasında yürümeyi mesafelere ayırdık. “Oralarda geceleri, gündüzleri korkusuzca gezin, dolaşın” dedik. Bunun üzerine, “Ey Rabbimiz! Aralarında yol­culuk yaptığımız şehirlerin arasını uzaklaştır”  dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları, dillere des­tan ettik (efsanelere konu olan bir halk kıldık) ve onları büsbütün parçaladık. Şüphesiz bun­da, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.”[10] 

 “Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O’dur. O rüzgârlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız.”[11] Ayet-i kerimesi de şehirleşme ve medeniyette suyun önemini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Kapitalizm her konuda sadece kazanç kaygısıyla hareket eden bir yapıdır. Onda tevhide ve ahlaki kaygılara asla yer yoktur. Materyalizm ve Kapitalizmde şehirleşme ve imar anlayışı güç gösterisidir: “(Materyalist kâfirler) dediler ki; “Sen, bizim için yerden suyu kesilmeyen bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız. Veyahut hurmalıklardan ve üzümlüklerden senin bir bahçen olsun da ortasından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın. Yahut söyleyip zannettiğin gibi, göğü başımıza parça parça düşüresin veya Allah’ı ve melekleri söylediğine şahit getiresin. “Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız.” De ki: “Rabbimi yüceltirim; Ben, sadece elçi olarak gelen bir insanım.”[12]

Hal bu iken Batı tarzı şehirleşme, imar ve iskân anlayışıyla İslami üsluba uygun çözümler üretilmesinin mümkün olmadığını hatırlatan rabbimiz;  “Allah’a ortak koşanlar, kâfirliklerine bizzat kendileri şahitlik ederlerken,  Allah’ın mescitlerini imar etme salahiyetleri yoktur. Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder…”[13] buyurur.

Bu gün Kral sarayları, beş yıldızlı oteller, beton yığını, devasa yüksek binalar Kâbe’nin ihtişamını ve cazibesini gölgede bırakacak hale gelmişse, Ebrehe’nin Kâbe’nin ihtişam ve cazibesini çalmak gayesiyle Yemende yaptırdığı o süslü, yaldızlı sahte mabedi ne yazık ki Ümmü’l Kura’ya kadar inmiş demektir. Hacdan ya da umreden dönen insanlarımızın haklı olarak eleştirmelerine sebep olan bu tablo maalesef bizim şehirleşme ve mimarimizde de aynı değil midir? Beton yığını devasa yüksek binalar arasında kaybolan minarelerimiz, camilerimiz ya da apartman bodrumlarına açılıp namaza pek çok kimsenin spora gider gibi eşofmanıyla indiği minaresiz mescidlerimiz Müslüman beldelerinin kapitalizme esaretinin, bâtılın hak üzerine düşen necis gölgesinin bir göstergesi değilse nedir?

Hicret ile Yesrib’i Medine-i Münevvere’ye dönüştüren Resûli Ekrem Efendimizin (Salât ve selam üzerine olsun) Yesrib’e varır varmaz ilk icraatı şehrin ve hayatın merkezi olarak Mescid-i Nebî’yi ve hemen yanı başına Suffe’yi inşa etmek olmuştur. Böylece tıpkı Mekke’de olduğu gibi Mescid hayatın merkezine oturtulmuş, İmar-iskân, eğitim, ekonomi, idare, sosyal hayat hep mabede göre şekillendirilmiştir. Bundan hemen sonraki faaliyetlerin başında ise Medine pazarı kurularak daha önce Yahudilere bağımlı olan ticaret ve üretim potansiyeli değerlendirilmiş, Müslümanlara ekonomik bağımsızlık kazandırılmıştır. Günümüzün en acı gerçeklerinden birisi de, nurlu şehir Medine ve şehirlerin anası Mekke’nin birçok tekstil, elektrik,  elektronik vb. ürünlerde bir Çin ve Japon pazarına; esans, parfüm vb. ürünlerde bir Fransız ve İtalyan pazarına dönüştürülüp dünya Müslümanlarının ekonomik esaretlerini, sanayi ve teknoloji bakımından emperyalistlere muhtaçlıklarını ispat eder bir duruma düşürülmüş olmasıdır.

Ayrıca, ezanın meşru kılınmasından sonra da günde beş defa okunan ezanlar ruhları tazeleyen, yeniden ayağa kaldıran, huzura kavuşturan bir psikoterapi olmuştur. Ezansız şehirlerin üzerine çöken manevi kasveti izale edecek başka bir ilaç bulmak ta asla mümkün değildir.

İnanç, hayatımızdaki değerleri fiziksel çevredeki biçimlere dönüştürerek hayat tarzını etkiler ve davranışlarımızı belirler. “Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evle­re izin isteyip ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde düşünüp anlarsınız.”[14] Ayet-i kerimesi mimarimizde kapı tokmaklarına kadar şekil vermiş, kadınlar için ayrı erkekler için ayrı ses verecek şekilde düzenlenmesini sağlamıştır. Yine; mimarimizde Kâbe’ye duyulan hürmet sebebiyle tuvaletlerin kıbleye dönük olmaması imanımızın mimarimize ayrı bir yansımasıdır.

İslam, bizim hayatımızdaki fiziksel mekânları öylesine muhteşem şekillere büründürmüştür ki, mimarimizdeki külliye anlayışı inancımızın, imanımızın fiziki yapıya dönüşmüş hali olmuştur. Mimarimizdeki külliye anlayışında; beden temizliği için hamam, ruh temizliği için cami ve fikir temizliği için medrese yan yana olmuştur. Eski İstanbul’ un hamam kitabelerinden birinde yazan bir beyitte ruh ve beden temizliği arasındaki sıkı ilişki şöyle ifade edilmiştir:

“Tıynetin na-pak ise, hayr umma sen germabeden,

 Önce tathir-i kalb et, sonra tathir-i beden.”

(Karakterin temiz değilse, hamamın seni temizlemesini bekleme. Temizlik istiyorsan evvela kalbini temizle, sonra da bedenini.)

Bu etkisiyle fiziksel çevre aynı zamanda, içinde yaşayanların inançlarını, değerlerini, hayat görüşlerini örf ve geleneklerini yansıtan bir ortamdır. Bu sebeple arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkartılan antik yerleşim yerlerinin mimari yapısından elde edilen bulgulardan orada yaşayan insanların inandıkları dinleri, adetleri ve gelenekleri hakkında pek çok bilgiye ulaşılabilmektedir. Böyle devam ederse, bugün Müslümanların yaşadığı şehirlerin üzerinden tarihin silindiri geçtikten sonra arkeolojik bir kazıyla yeniden keşfedecek gelecek nesiller herhalde “burada putperestlerle, gayrimüslimlerle, Müslümanlar iç içe yaşamışlar” diyeceklerdir.

 

Halil İbrahim KABAK



[1] En’am, 92

[2] Al-i İmran, 96

[3] İbrahim, 37

[4] Kureyş, 2,3

[5] Enfal, 35

[6] Sebe’, 34

[7] Yunus, 87

[8] Nûr, 35,36

[9] En’am, 162

[10] Sebe; 18, 19

[11] A’raf, 57

[12] İsrâ, 90-93

[13] Tevbe, 17, 18

[14] Nûr, 27



1054 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

EĞİTİM Mİ TERBİYE Mİ - 01/01/2019
Eskiden eğitim yerine terbiye kavramı kullanılırdı. Çünkü terbiye kelimesinde rabbanilik vardır. Bilhassa ülkemizde terbiye yerine eğitim kavramını icat edenlerin bunu, bu rabbani vasfı yok ederek icat ettiklerini görüyoruz.
Hafız Olmak ve Hafız Ölmek… - 18/10/2015
Hafız Olmak ve Hafız Ölmek…
MANEVİYATIN MODERNİZASYONU - 06/08/2015
MANEVİYATIN MODERNİZASYONU
MİZAHIN EĞİTİMDE KULLANIMI VE ÖLÇÜSÜ - 12/04/2015
MİZAHIN EĞİTİMDE KULLANIMI VE ÖLÇÜSÜ
İMAM HATİP’LERİMİZ İÇİ SAMAN DOLU KUŞA DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ - 20/03/2015
İMAM HATİP’LERİMİZ İÇİ SAMAN DOLU KUŞA DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ
LAİK SİSTEMDE DİN EĞİTİMİNİN SORUNLARI - 22/09/2014
LAİK SİSTEMDE DİN EĞİTİMİNİN SORUNLARI
ŞİDDET KAPİTALİZM’İN EĞİTİMİMİZİ İFSADININ DOĞAL SONUCUDUR - 14/05/2014
ŞİDDET KAPİTALİZM’İN EĞİTİMİMİZİ İFSADININ DOĞAL SONUCUDUR
“DİN NASİHATTİR” DİN EĞİTİMDİR - 20/03/2014
“DİN NASİHATTİR” DİN EĞİTİMDİR
KİMLER DAVASINDA MUVAFFAK OLAMAZLAR - 09/03/2014
KİMLER DAVASINDA MUVAFFAK OLAMAZLAR
 Devamı
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam21
Toplam Ziyaret112772
ŞUUR SOHBETLERİ


Kayseri ÖĞ-DER' in Ömer ARİF Hoca ile Düzenlediği ŞUUR DERSLERİ  Her Cuma 
Saat 19:00'da.

“Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulüne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O’na götürülüp toplanacaksınız.(8 Enfal 24)
“Sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının. Bilin ki, gerçekten Allah, (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.” (8 Enfal 25)

Bir yol buldum öteye

Geçerek gözlerinden

İşte yeni bir dünya

Peygamber sözlerinden

     ERDEM BEYAZIT



GENEL BAŞKAN
REKLAM ALANI




Takvim