• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/kayseriogder
Üyelik Girişi
ŞUUR DERSLERİ
BASIN AÇIKLAMALARI
ÖĞ-DER EĞİTİM RAPORLARI
EYYÜHE'L-VELED EY OĞUL
BİR AYET BİR HADİS

“Allah›ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah›ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O›nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar.” (3 Ali İmran103).


 Âlimler üç türlüdür;
1- İlmi, hem kendisine, hem de insanlara faydalı olan,
2- İlmi kendisine faydası olan, insanlara, faydası olmayan,
3- İlmi herkese faydası olan, fakat kendine faydası olmayıp helak olan.(Deylemi)

Site Haritası
NAMAZ VAKTİ

Hava Durumu
BANA ÖĞRETMENİNİ SÖYLE

Eskiler “dert söyletir” derler. Geçtiğimiz haziran ayında şair/öğretmen Hüseyin Akın’ın Bana Öğretmenini Söyle adlı eserini okuyunca bu eskimez sözü bir kez daha hatırladım. Hakikaten dert söyletmiş, eğitimle alakalı 62 yazı bir kitap etrafından toplanmış. Gazete ve edebiyat dergilerinden yakından tanıdığımız Hüseyin Akın eğitim sorunlarına içerden bakarak, calibi dikkat tespitlerde bulunmuş. Bu yazıda mezkûr kitap ve içeriği hakkında bilgi vermek ve eğitim sorunlarını gündeme taşıma amacı niyetindeyiz.

Kitap üç bölümden oluşuyor. Bölümlere seçilen başlıklar da çok hoş: Öğretemediklerimiz, eğitemediklerimiz, bir türlü anlatamadıklarımız… Hüseyin Akın’ın üslubunu bilenler bu duruma şaşırmayacaktır. Meslektaşımızın kaleme aldığı deneme ve şiirlerine göz attığınızda çok yerinde kullanılan mizahla bezenmiş üslup ve dili hemen fark edersiniz.Mizah en iyi izahtırcümlesini ilk ondan duymuştum. Bu cümleyle amil olduğunu diğer eserlerinde de görmek mümkün.

Hüseyin Akın bu eserinde Türkiye’nin birçok meselesini konu ve dert ediniyor. Karma eğitim, imam hatip okulları, seçmeli din dersleri, müfredat, öğretmenlerin performans değerlenmesine tabi tutulmaları, proje okulları, eğitim teknolojileri, liselerin ve liselilerin durumu… Bunların sadece eğitimin sorunları değil, Türkiye’nin temel problemleri olduğunu bir kez daha vurgulayalım.

İnsanın olduğu yerde elbette sorunlar da olacaktır. Günümüz Türkiye’sinde her türlü menfi duruma rağmen bir şeyler yapmaya çalışan, talebeyi madden ve manen eğiten, onunla yeni şeyler öğrenmek için çabalayan binlerce öğretmenimiz var. Arkadaşlarıma hep söylemişimdir: sürekli şikâyet eden (çözüm için gayret etmeyen) bir şey yapamaz. Bizler imkânlarımız ve öğrencilerimizin seviyesini göz önüne alarak yeni şeyler üretmeli, yarınki Türkiye’yi taşıyacak tohumları bu mümbit topraklara bir şekilde bırakmalıyız. Hüseyin Akın eserinde bu bakımdan bize sadece sorunları hatırlatmıyor, kendi zaviyesinden makul çözümler de getiriyor.

İmam Hatip Okulları

Kitapta imam hatip okulları ile ilgili ciddi tespitler mevcut. Kitabın önemli bir kısmı bu meselelere (din dersleri, imam hatipler, din eğitimi vs.) ayrılmış.Hüseyin Akın’ın imam hatipli/ilahiyatçı olması, yaşının ve mesleğinin verdiği tecrübelerle birleşince bu tespitlerin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.

Son 8-10 yılda imam hatip ortaokullarının da açılması ile birlikte imam hatip liselerinin sayısı çoğalmış ve bu okullardan bir kısmı proje okullar grubuna alınarak başarı ortalamasının yükseltilmesi hedeflenmişti. Yazarın altını çizdiği husus ise imam hatip okullarının övgüye boğulup siyasi tartışmaların içine dâhil edilmemesi ve bunları konuşmak yerine mezkûr okulların nasıl daha kaliteli eğitim-öğretim yapabileceğinin tartışılması gerektiği üzerinde yoğunlaşıyor. Sürekli imam hatiplerin geçmişte maruz kaldıkları ideolojik tutumların hatırlatılmasının bu okulların kalitesini artırmadığı izahtan varestedir. Yapılacak şey bellidir; bu okullara her yönüyle (öğretmen, sosyal imkânlar, müfredat) günümüzün ihtiyaçları göz önünde bulundurularak tekrar format atmak.

Din Kültürü ve Seçmeli Din Dersleri

Bana Öğretmenini Anlat isimli kitapta sadece imam hatip okulları değil, din kültürü ve seçmeli din dersleriyle ilgili de ciddi eleştiri ve değerlendirmeler var. Din kültürü dersinin en başta tartışmalı bir ders olmaktan çıkarılması (din kültürü dersi dışında siyasiler ve bazı medya mensuplarının tartışma konusu ettiği başka bir ders yoktur) gerektiğini vurgulayan yazar, bu dersin içeriğinin gençlerin akıl ve kalplerine iyi gelecek bir şekilde verilmesi gerektiğini söylüyor. Müfredat ve muallim niteliği istenen seviyede olursa bu derslere rağbetin artacağını söylemeye gerek yok sanırım. Yazar kendi tarif ettiği din kültürü öğretmeninin özelliklerini kısaca şöyle özetliyor; çalışkan, mizah kabiliyeti güçlü, coşkulu, kitaba para veren, sanatsal bir meşguliyeti olan, her renkle barışık, müzikle ilgili…

Eğitimcilerin maruz kaldığı problemlerden biri de insanımızın kahir ekseriyetinin eğitim gören çocuklarından “başarı” beklemesidir. Bu “başarı” maalesef sadece rakamlardan müteşekkil ve parlak mesleklere taşıdığı sürece anlamlı. Oysa başarı yazara göre öğrencinin kendine en yakışır kelimeyi bulmasıdır. Gerçek başarı öğrencinin kendini en iyi şekilde ifade edeceği mesleği icra etmesidir. Bunun için yüksek puanlar alıp yüksek fakültelere gitme gibi bir zorunluluk da yoktur. Kitapta modern zihnin “değişmesi dahi telif edilemez” gördüğü konuları mizahi bir dille ele alıyor Akın.

Deizm Denilen Boşluk

Son birkaç yıldır dini duyarlılığı yüksek ailelerin çocuklarında birtakım manevi problemlerin olduğunu herkesin malumudur. Bu durumu görmezden gelmek kadar, gereğinden fazla abartmak da yanlıştır. İki binli yıllardan itibaren kapitalist/modern zihniyetin getirdiği hızlı değişimler gençlerde manevi bir boşluk yaratmıştır. Bu boşluğun oluşmasında büyüklerin/ailelerin payı oldukça fazladır. Yukarıda da değindiğimiz materyalist ve seküler başarı kaygısı, gençleri dünyevileşmenin kucağına itmiş, buna aileler/toplum ve devlet kuruluşları ise seyirci kalmıştır. “Bu cadde çıkmaz sokak” diyenler ise dışlanmış, kenara itilmiştir. Burada yapılması gereken “önce ahlak ve maneviyat” diyerek, ebeveynlerin kendilerinden başlayarak örnek olmaları ve yaşadığımız birtakım değişikleri de ıskalamadan çocuklarımızı bugüne (hayata) ve yarına (geleceğe ve ahrete) hazırlamaktır.Seküler hayatın dini değerleri kısıtlaması, gençlerin akıl ve kalp birlikteliğini sağlayacak şekilde sordukları sorulara cevap bulamaması da bu durumu tetikleyen bir başka önemli etmendir. Devlet kurumları, toplum ve aile aynı duyarlılıkta ve sorumlulukta hareket ederse bu boşluk kapanacaktır diye düşünüyoruz.

Hüseyin Akın’ın yazılarını okurken okul ve hayat arasında mekik dokuduğunu görmemek elde değil. Kitabı zevkle okunur kılan ana etmenlerden biri de bu. Eserde yukarıda değindiğimiz meselelerin dışında da birçok mühim konu var.Biz bir kısmını burada zikrettik.

Yazımızı meslektaşımız Hüseyin Akın’ın 5 tespit/çözüm cümlesiyle(1) hitama erdirelim:

  • Okul, hayatla iş birliği yaparak eğittiklerini; yüz metre ötesine -üniversiteye- değil, sonsuza ve ebedi olana hazırlamalıdır.
  • Herkes icra ettiği mesleğin esaretinden yakasını kurtarmalı ve insani boyutta irtifa kazanmalıdır. Buna göre mimarsa mutlaka hayal kurma mektebini bitirmelidir. Öğretmense sabır fakültesinde yüksek lisans yapmalıdır. Hâkim ise önce kendine hâkim olmalı. Mühendis ise bakış açısını hakikat üzere odaklayabilecek bir hendese sahip olması elzemdir. Vaiz ise ilk taşı kendine atacak yüreklilikte olmalıdır.
  • Dinlerin modern akılla çelişmesi kadar normal bir şey yoktur. Zira akıl saflığını yitirmiştir; modernizmin, pozitivizmin ve dualizmin ölçütlerine göre hareket etmektedir.
  • Bu ülkede şartlanmış ateistlere, ehlikeyif deistlere ve ikisi de olmayıp mesnetsiz Din Kültürü Dersi karşıtlarına öğretemediğimiz bir şey var. Elbette herkesin kendi inancı da inançsızlığı da kendine, dinsiz de olabilirsiniz tanrısız da. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki; din bilinmeden dinsiz, Tanrı bilinmeden tanrısız olunmaz. Oldum işte diyenler, Türk usulü ateist ve deist kategorisine dâhildir.
  • İlim öğrenmek talep gerektiren bir sabır sürecinin adıdır. Ticari alışverişten en büyük farkı da budur. Arz-talep değil, talep-arz ilişkisidir talebe ile muallim arasındaki ilişkiyi verimli kılan. Fakat talebenin “öğrenci”ye, muallimin “öğretmen”e dönüşmesiyle birlikte bu yaklaşım tersine dönmüştür.

(1) Bana Öğretmenini Anlat, Hüseyin AKIN, Şule Yayınları, 2019.

                                                                                                                              Ömer KANTARCI

  
50 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın