• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/kayseriogder
Üyelik Girişi
ŞUUR DERSLERİ
BASIN AÇIKLAMALARI
ÖĞ-DER EĞİTİM RAPORLARI
EYYÜHE'L-VELED EY OĞUL
BİR AYET BİR HADİS

“Allah›ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah›ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O›nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar.” (3 Ali İmran103).


 Âlimler üç türlüdür;
1- İlmi, hem kendisine, hem de insanlara faydalı olan,
2- İlmi kendisine faydası olan, insanlara, faydası olmayan,
3- İlmi herkese faydası olan, fakat kendine faydası olmayıp helak olan.(Deylemi)

Site Haritası
NAMAZ VAKTİ

Hava Durumu
EDEP-EDİP-EDEBİYAT-TE’DİP VE ADAB-I MUAŞERET

EDİP: Edebiyatla uğraşan, edebî eser veren kimse, yazar…Edepli, terbiyeli, saygılı ve nazik kimse gibi anlamlara gelen Arapça kökenli bir kelimedir.
EDEBİYAT: Sözlüklerde düşünce, duygu veya herhangi bir hakikati veya herhangi bir fikri yazı ya da sözle, manzum veya nesir halinde güzel şekilde ifade etme sanatı ve bu sanatla uğraşan ilim kolu diye tanımlanmaktadır.
EDEP: İyi ahlak, incelik, terbiye ve toplumun örfüne uygun davranma şeklinde ifade edilen bir kavramdır.
TEDİP: Edeplendirme, terbiye verme, yola getirme ve uslandırma biçiminde manalar yüklenen ve Arapça edep ile aynı kökten türeme bir kelimedir.
ADAB-I MUAŞERET: Adap, iyi terbiye, nazik ve kibar olmak, usluluk, zariflik manalarına gelir. Adap, edebin çoğuludur. Muaşeret ise, birlikte yaşayan kişilerin iyi geçinmesi demektir. Bunun Türkçesi “Görgü Kuralları”dır.

Kur’ân-ı Kerîm’de edep veya bundan türetilmiş herhangi bir kelime geçmez. Ancak dört ayette (Âl-i İmrân, 11; Enfâl, 52, 54; Mü’min, 31) “âdet, alışkanlık, eskilerin uygulamaları” anlamında ‘de’b’, bir ayette (Yûsuf, 47) aynı manada ‘deeb’, başka bir ayette de (İbrâhîm, 33) “sürekli” anlamında ‘dâibeyn’ kelimeleri yer almaktadır. Hadislerde ise hem edep hem de çoğulu âdâb/adap ile aynı kökten fiil ve isimler kullanılmıştır.1

“Onlar bir edepsizlik (fuhuş/fahşa) yaptıkları zaman da: “Atalarımızı böyle bulduk ve bize bunu Allah emretti.” derler. De ki: “Allah, edepsizliği emretmez. Bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?”2

Denilir ki: “Edep ahlakın zirvesidir.” Yüce Rabbimizin biz kullarına verdiği en değerli ve en hayırlı nimet aslında ahlaktır.3 Zira “kıyamet günü mizanda en ağır gelecek sevap, yine güzel ahlâktır.”4 Ayrıca Allah ve Resul’ünün en çok sevdiği ve cennette Peygamber Efendimize en yakın olacak kimseler, ahlakı güzel olan edepli kimselerdir.5 O hâlde güzel ahlak, ebedî saadete ermeleri için insanlara bahşedilen bir çeşit cennet vizesi hükmündedir.6

Konu başlığımızı meydana getiren kavramların kökeni “edep” olduğundan dolayı işin sırrı bu kelimede düğümlenmektedir. Edep, hayvani özelliklerden sıyrılıp insani erdemlerle donanmaktır. Çünkü edep, her işin usulüdür. Edep olmadan gerçek insanlık seviyesine ulaşmak, imkânsızdır. İnsan, bedeniyle değil, daha çok yüksek ruhi vasıflarıyla insandır.

Toplumumuzda sosyal hayatın her safhasına uzanan ciddi bir edep problemi yaşanmaktadır. Bugünkü yetersiz ve çarpık eğitim sisteminden kaynaklı oturmasını-kalkmasını bilmeyen, nerede, ne zaman, nasıl konuşacağını tartamayan ve alabildiğine serbest bırakılmış bir nesil ile karşı karşıyayız. Eğitim-öğretim verilen bütün kurumlarımızda ciddi bilgi kirliliğine neden olan, öğretim yapılırken özellikle kal ile değil de hal ile verilmesi gereken eğitim ihmal edilmektedir. Bu eksiğin farkına varan yetkililer “değerler eğitimi” başlığıyla bir takım etkinliklere kalkıştıysa da bunda gözle görülebilir herhangi bir düzelme kaydedil(e)memiştir.

Ediplerimiz, sosyal medyanın etkisinde olan bu neslimize argodan uzak, millî ve manevî değerlerimize uygun bir statü kazandırmış değildir. Kitap fuarlarındaki gözlemlerimiz neticesinde okullarca fuara götürülen öğrencilerin ne tür kitaplara alıcı olduklarını görüyor ve üzülüyoruz. Bazı artist, manken veya sanatçılarla resim çektirmek, özçekim yapmak amacıyla içeriği bulunmayan ruhsuz ve manasız eserlerini imzalatmak için saatlerce kuyruk beklemektedirler. Bu çocuklarımızın çoğunun sosyal medya üzerinden örgütlendikleri de acı bir vakıadır. Yine dişe dokunur yeni edebi eserler piyasaya çıkmadığından, gündemden düşmüş veya düşürülmesi gereken kitapların piyasada ve öğrencilerin ellerinde dolaşması da bulunduğumuz ahvalin bir resmidir.

Nezaket, kibarlık ve inceliğin giderek kaybolmaya yüz tuttuğu günümüzde, özellikle bireysel özgürlük bağlamında rahat ve kaba tavırlar kimi zaman efelenerek sergilenmektedir. Hele de Ziya Paşa tarafından dile getirilen: “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” Nasihat ile yola gelmeyenin azarlanması gerektiğini, azar ve nasihat ile yola gelmeyenin ise hakkının dayak olduğunu anlatan bu vecizeyi dile getiremediğimiz gibi; yok sayarak anne-baba ve öğretmenler olarak çocuklarımıza, öğrencilerimize hizmet edip, yanlışlarını da; psikolojileri bozulmasın diye nerdeyse söylememeyi yeğler hale ge(tiri)ldik. Elbette ki, olur-olmaz bahanelerle çocukları dövelim, dayakla hizaya getirelim demiyoruz. İstesek de istemesek de toplumun her kesiminde kısmen de olsa şiddet varlığını sürdürmektedir. Bunun da sebebinin eğitimsizlik ve cehalet olduğunu herkes bilmektedir.

Edep terimi “gelenek, görenek, ahlak” gibi ilk anlamları yanında İslam kültürünün tarihî gelişimi içinde çeşitli mevkiler, meslek ve sanatlar; eğitim ve öğretim, tasavvuf ve tarikat, ilmî araştırma ve tartışmalar; ibadet, dua ve Kur’an okuma gibi dinî faaliyetler; yeme içme, giyim kuşam, temizlik vb. günlük meşguliyetler; her türlü sosyal ilişki ve hayatın diğer bütün alanlarına dair bilgiler ve en uygun davranış tarzları için kullanılan son derece geniş kapsamlı bir terim haline gelmiştir. Şüphesiz bütün bu konularda en ideal örnek Hz. Muhammed kabul edildiği için, İslâm ahlak ve edep literatürüne giren eserlerin çoğunda “Âdâbü’n-nebî” ismi kullanılmış veya benzer başlıklar altında Hz. Peygamber’in ahlaki kişiliği ilk örnek olarak sunulmuştur.

Edep kavramı baştan beri ahlakî-dinî kurallar, gelenek ve görenek, muaşeret kuralları gibi anlamları yanında; aydın olabilmek için gerekli bilgileri ve genel kültürü ifade eden bir terim olarak da kullanılmış, bu şekilde özellikle Arap-İslâm kültüründe edebin Türkçe’deki “edebiyat”, Batı dillerindeki “littérature” anlamında kullanımı giderek yaygınlık kazanmıştır. Nitekim bugün Arapçada edebiyat için sadece edep kelimesi kullanılmaktadır.7

Terbiye etme, edeplendirme anlamındaki tedip/te’dib, haddini bildirme, yola getirmek için gerekeni yapmak ve terbiyesini vermek şeklindeki eylemin de ancak eğitimle olabileceği ortadadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in: ‘Eddebenî Rabbî, fe ahsenete’dîbî’ hadisi şerifi: “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi ne güzel yaptı.”8 şeklinde tercüme dilmiştir. Yani edep, terbiye demektir, terbiye de eğitim demektir. Sahih hadis kaynaklarımızın içerisinde en önemli başlıklardan birisinin de “Kitabu’l-Edeb” olduğu erbabınca malumdur.

Çocuklarına/öğrencilerine edebi, adabı öğretmeyen anne-babalar ve öğretmenler kendi elleriyle şeytanlara arkadaş hazırlamış olurlar. Çünkü edep, şeytanın düşmanıdır. Her türlü maddî-manevî belalardan korunmak edep ile mümkündür. Bu durum, Hz. Mevlâna’ya atfedilen bir beyitte şöyle dile getirilmiştir:

“Edep bir tâc imiş nûr-i Hudâ’dan,
Giy ol tâcı, emîn ol her belâdan.”

Özellikle asırlarca tekke ve dergâhların duvarlarını süsleyen uyarıcı nitelikteki; “edeb yâ hû!” ifadesi oldukçamanidardır. Ecdadımız, sergilediği edep, iffet ve namus ile bütün dünyanın hayranlığını kazanmıştır. Nitekim son derece mutaassıp bir Protestan papazı olan Salomon Schweigger, ecdadımızın edep hâline ilişkin bir gözlemini seyahatnamesinde şöyle dile getirmiştir: “Adamlar hamamda bile bir örtü kuşanıyorlar. Ne kadar edepli insanlar. Bu edep ve namusu bu barbarlardan(!) öğrenmemiz lâzım.”9

Edepsizlik, insanı hayvandan daha aşağı bir seviyeye düşüren dipsiz kuyu gibidir. “Yüce Allah, çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimseden nefret eder.”10

Günümüzde nerdeyse her ortamda argo ifadelerin havada uçuştuğuna şahit oluyoruz. Lakin yüce kitabımız, insanlarla konuşurken; ‘yumuşak’11, ‘kolaylaştırıcı, ferahlatıcı’12, ‘iyilik dolu, güzel’13, ‘doğru, dürüst’14, ‘gönül alıcı’15, ‘açık akıcı ve hikmetli söz’16 söylememizi istemektedir. Yine “İnsanlara güzel söz söyleyiniz!”17 ayeti ile “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler!”18 ayeti de bu konuda bizleri uyarmaktadır.

Toplum içerisinde uyulması gereken ve görgü kuralları denilen adabı-ı muaşeret konusunda ilk görev elbette ki aileye, sonra da eğitim-öğretim veren kurumlara düşmektedir. Fakat bugün bunun yeterince ve gereğince yapıldığını söylemek ne mümkün? Batıdan alıntılayıp çocuklarımıza uyarlanmaya çalışılan modern pedagojik yapı, bizim ne tarihimize, ne kültürümüze, ne örfümüze ve ne de inancımıza uymaktadır. Bir nevi dayatma usulüyle hem ebeveyni hem de öğretmenleri, çocukların/öğrencilerin her dediğini emre amade bir biçimde hizmetkâr haline getirmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla adab-ı muaşeret kuralları da sadece kitaplarda kalmış olmaktadır. Bu durum yeme-içmeden tutun dayatıp kalkmasına, odasının düzeninden konuşma tarzına kadar yansımaktadır. Oysa büyüklerimiz konumuzla ilgili ne güzel şeyler söylemişler:

• “İnsanla hayvan arasındaki fark edeptir.”
• “Edep konuştuğun zaman dilini korumaktır, yalnız kaldığın zaman da kalbini korumaktır.”
• “İnsana; faydasız, çok bilgiden ziyade, edep ve yüksek terbiye lâzımdır.”
• “İlim meclisine girdim, kıldım talep, ilim tâ gerilerde kaldı, illâ edep illâ edep.”
• “İlim ve bilginin yüceliği edep ile anlaşılır. Davranışlar, ilim ve irfan ile kabul görür ve insan, güzel edep ve ahlakı ile dünya ve ahiret muradına ulaşır.”
• “Edep, dinin gerçeklerini bilmedeki ince anlayış, dünyanın geçici ve aldatıcı zevklerine aldanmadan Allah’ ı hatırlatan bilgiler edinmek için yapılan eğitimdir.”
• “Edep, nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek ve güzel ahlâk ile süslemektir.”
• “Sohbet bir cesettir. Edep ve ahlak ise o cesedin aklı ve ruhudur.”
• “Edep, ilimden önce gelir.” Bu vecizeleri çoğaltabiliriz ancak biz konumuzu Hz. Mevlana’nın bir sözüyle noktalayalım: “Güzeli güzel eden edeptir, edep güzeli sevmeye sebeptir. “

Kaynakça
TDV, İslam Ansiklopedisi, “edep” maddesi
A’raf suresi, 28
İbnMace, Kitabu’t-Tıb, 1
Ebu Davud, Edeb, 7
Tirmizi, Birr, 71
Tirmizi, Birr, 62
TDV, İslam Ansiklopedisi edep maddesi
Suyûtî, Camiu’s-Sağîr, I, 12
İlber Ortaylı, Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek, S, 88
Tirmizi, Birr, 62
Taha suresi, 44
İsra suresi, 28
İsra suresi, 23
Nisa suresi, 9
Nisa suresi, 5, 8; Lokman suresi, 15
Nisa suresi, 63
Bakara suresi, 83
İsra suresi, 53

M. Fatih Kahraman

Kaynak : Milli Şuur Dergisi

  
8 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın