• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/kayseriogder
Üyelik Girişi
EYYÜHE'L-VELED EY OĞUL
BİR AYET BİR HADİS

“Allah›ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah›ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O›nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar.” (3 Ali İmran103).


 Âlimler üç türlüdür;
1- İlmi, hem kendisine, hem de insanlara faydalı olan,
2- İlmi kendisine faydası olan, insanlara, faydası olmayan,
3- İlmi herkese faydası olan, fakat kendine faydası olmayıp helak olan.(Deylemi)

Site Haritası
NAMAZ VAKTİ

Hava Durumu
Anlık
Yarın
27° 32° 14°

ŞUUR NEDİR

Şuur, Arapça bir kelime olup “Ş-A-R” kökünden gelir. Görünen ve bilinen mânâsınadır, çoğulu "eş'ar"dır. 

İnce duygu, anlayış ve bilgi sahibi olduklarından dolayı,insanlardan bazılarına şair denilmiştir. Şair; "şuur sahibi"mânâsınadır. Bundan dolayı şiire "ince duygu ve ilim" adı verilir.Daha sonra vezinli ifadeler için isim olmuştur.

Kur’an-ı Kerim'de akıl gibi, şuur kelimesi kullanılmamıştır.Bunun yerine bu kökten gelen fiiller kullanılmıştır. Çünkü akıl, iki şeyibağlamak anlamına gelir. İki şey arasında sentez yapmak bir eylem olduğu için,fiil kipinin kullanılmasını gerektirir.

İbn Arabî’ye göre, Allah’ın, lütfedip açtığı bir manevîkapının arkasında nelerin olduğunu özet halinde bildirmesi, şuurdur. Mesela,“Kendini/nefsini bilen Rabbini bilir.” prensibi çerçevesinde konuya bakarsak,şunları söyleyebiliriz:

 

“Benim varlığım Allah’ın varlığına şahittir. Çünkü, bir harfyazarsız, bir iğne ustasız olmadığına göre, benim de mutlaka bir Rabbim,yaratıcım vardır.”

Şuur: Bir şeyin farkında olma hâlidir. Şuur: Aklın ziyası, kalbin nurudur.Şuur:Kâinatı aydınlatan yüce Allah’ın Nur isminin bir yansımasıdır. Şuur: Allah’ın nuru ile bakıp gören ferasetin göz bebeğidir. Hadis-i şerifte yer alan“Müminin ferasetinden çekinin, çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.” (Tirmizi, tefsiru sureti 15,6)

İşte varlığımın arkasında Rabbimizin varlığını özet halde idrak etmek bir şuurdur. Şuur, bir işin arka planını okumak, -deyim yerindeyse-kapalı kapıların arkasında cereyan eden bazı şeylerin farkına varmaktır, onları sezmektir. İlim ise, kapının açılmasından sonra açıkça görülen manzara karşısında oluşan bilgidir.

   Bir Müslüman için her hususta ilk müracaat kaynağı olan, Kur’an-ı Kerîm’e baktığımızda; insanoğlunun “şuur” meselesindeki za’f ve ihmali gerçeği ile karşılaşırız.[1] Demek oluyor ki Müslüman, şuur konusunda zaaf ve ihmalle karşı karşıyadır.

   “Müslüman”la  “şuur” yan yana geldiğinde çok tabii bir terkip oluşmuş olur. Yani, Müslüman şuursuz olamaz,şuurlu olan da zaten şuurunun gereği olarak Müslüman olmak durumundadır. Şuhalde bir kimseyi; “Müslüman” diye tavsif ettiğimizde, zaten şuurlu demektir.Öyleyse acaba neden “Şuurlu Müslüman” kalıp ve kavramına ihtiyaç doğmuştur

               “Şuurlu Müslüman” kavramı, bugün için çok daha geçerli ve hatta kullanılmasında zaruret olan bir mefhumdur. Zira İslam’ın asliyetinden uzaklaşmanın yoğun olarak yaşandığı ve neyin İslamî ve neyin İslam dışı olduğunun tayininde sıkıntı yaşandığı günümüzde, bunu mesele yapmak; gerçektenciddi bir şuur meselesi haline gelmiş bulunmaktadır. Öyleyse “şuur” müslümanın olmazsa olmazıdır. Evet, Müslüman pek çok şeyin farkında olacaktır.Mesela dediğimizde, hatıra ilk gelenleri şöylece mevzuu bahs edebiliriz:

 

                1.Müslüman evvela ve öncelikle dünyaya geliş gayesinin idrakinde olmak mecburiyetindedir. Eğer bunun farkında olmazsa, pek çok hususta bocalamak mukadder ve kaçınılmaz hale gelir. Kâinatın ve içindekilerin Yaratıcısı olanALLAH, bizi “kulluk” için yarattığını ferman buyurur.[2] Bunun müzakere ve münakaşaya gelir tarafı yoktur. “Sözlerin en güzeli”, son sözü söylemiş ve işi kararabağlamıştır. Artık kullara düşen, kurtuluşu Yaratıcı’ya kullukta aramaktan başka çare olmadığının şuur ve idraki içerisinde bu işin nasıl olacağınıöğrenip uygulamaktır.

 

                2.Müslüman, “kulluk” şuuruna erdiğinde, kendisi için dünyadaki tek önceliğinALLAH olduğunu idrak eder ve her ne yapacak olursa; acaba O razı mı? sualinisorarak teşebbüste bulunur. Bu şuurdaki Müslüman için; öncelik ALLAH’ın rızası olmuş olur. Önceliği tayinde şaşıranlar, dünyada da Âhiret’te de hüsrana uğrar.“ALLAH’la aram nasıl?” suâli, idrak sahibi bir müslümanın aklını daima kurcalayacak bir sorudur.

 

                3.Şuurlu Müslümanın hayatında dünya nedir ve dünyalıklarla münasebetler nasıl olacaktır? sorularının cevabı çok önemli bir yer işgal eder. Bu ve benzeri soruların cevapları, Kitab ve Sünnet’te verilmiştir. Dünya Yaratıcısı katındabir hiçtir.”Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir”. Tek ehemmiyet arzeden cephesi; Ebedi Hayat’ın dünyada kazanılacak olmasıdır. “Âhiret’i unutturanbir dünya hayatı ve dünyalıklar lanetlenmiştir”. “Müslümanın bunlardan nasibi,belini doğrultacak kadar” olmalıdır. Öyle ki, uykudan, yiyecek ve içeceklerdenbile ileri gitmeden yararlanmak esastır. Günümüzde olduğu gibi; “Kendine iyibak” ve “Beslenmene dikkat et” temennileri maddeci dünya ehlinin tekrar edipdurdukları nakarattır, bizimle hiçbir alakası yoktur. İsrafa ve lükse yönelikharcamalar İlahî yasaklar içerisinde yer alır. Dünyalıklara meyl ve ilgi biziALLAH’tan uzaklaştırır, sû-i istimallere, rüşvet ve haksız kazanca sevk eder. Gözümüz bir türlü doymaz ve gönlümüz asla tatmin olmaz. Böyle olunca da nefis yukarıdaki suçlara yönelir, ömür, arttırmanın ve çoğaltmanın peşinde koşmakla geçerken, sonu gelmez emeller gerçekleşmeden kişi kendini kabirde bulur.[3]

 

                4.İslam şuuru ile nurlanmış kafada; din-dünya-siyaset-ticaret... ayrılığı olmaz.Müslümanlık mevsimlik bir din olmadığı gibi, bulunulan ortama ve şartlara göregiyilip çıkarılacak bir kostüm de değildir. Gece ve gündüz, hazarda ve seferde,her hâl u kârda ölene kadar bizimle beraber olacaktır. Dolayısıyla, ticarettede, ziraatte de, tahsilde de ve siyasette de Müslümanlığı bir kenara bırakmaklaikleşmek olur. Bütün dünyadaki akıl sahipleri bilir ki, laiklik ferdlealakalı bir husus olmayıp, sistemle ilgilidir. Daha açık söylemek gerekirse,sistemler laik olabilir amma, şahıslar laik olamazlar. Şuurlu Müslüman iyibilir ki, Müslümanlık; 24 saat, 365 gün ve ömür boyu bizimle beraber olduğundabiz müslümanız, aksi takdirde bazen laik bazen Müslüman gibi anormal bir şeylekarşı karşıya kalırız ki, bunun müdafaasını yapabilecek iz’an sahibi bulmak imkânsızdır.

               Kitabımız da zaten bu tür zikzakların sonunun küfür olacağını beyan buyurur.[4]

            5.Müslüman kime ve niçin yaranmak gerektiğinin şuurunda olmalıdır. Fânilere fânidünya hayatı için yaranmaya ve hoş görünmeye çalışmak, her şeyden önce boş bir hevestir ve idraksizliktir. Bu tür çabalardan ALLAH razı olmayacağı gibi ALLAH’ın kullarını aptal yerine koyup, onları aldatacağını düşünmek de safdillilik olur.

            6.Geçici dünya menfaati için inanmadığını söylemek ve her ne sebeple olursa olsunimanının gereğini yaşamaktan vaz geçmek, bir cins şirk olur. Bu durumda insan kuvvet ve kudret sahibi olarak ALLAH’ı değil, hâşâ takıyyeyi, yani politik davranışını görmüş olur ki, bunun dinde ki adı; “şirk-i hafî” yani gizli şirktir. Şuurlu müslümanın şirkin gizlisiyle de alenisiyle de bir alakası olamaz.

        7.Kendini, şahsiyet ve kimliğini saklamak da şuurlu müslümanın işi olamaz. Kaldıki, kendini saklayanlar hiçbir zaman hizmet yapamazlar. Zaten insanın kendini sakladığını zannetmesi bir al-datmacadır. Bu konuda aldanan nefis olup,karşımızdakiler değildir. Allah Yolunun yolcularına yakışan: “Şüphesiz benMüslümanlardanım”[5] şeklinde kimliğini ortaya koymaktır ki, işte hizmet bundansonra başlar.

        8.Zoru görünce inkâr ve geri adım, şuurlu müslümanın yanından bile geçmeyeceğibir suçtur.  Müslüman zor günlerininsanıdır. İman edip de imtihanla karşılaşmamak ne mümkün?[6] Öyleyse “Hak”dasebat ve direnme hususunda hazırlıklı ve azimkâr olmalıdır. Hatadan dolayıtevbe ve istiğfar, “Hak”da direnme ve takvâya sarılmak, İlahi çare olarakgösterilmişken[7], kendini inkâra yeltenmek ve attığı hayr adımını geri almak,başarısızlığa, silinip gitmeye ve Hesap Günü sıkıntı çekmeye sebep olur. Bunun tecellilerini son yıllarda daha da sıkça görmekteyiz. Kur’anımız bunu: “Dünyadada hüsran, ahrette de hüsran” olarak ifade buyurur.[8]

          9.Taviz de şuurlu müslümanın müracaat edeceği metodlardan değildir. Çünkü tavizesasa taalluk eden bir sapmadır. Bu itibarla kabul edilemez. Bunun yerine, eskitabirle “idare-i kelam” etmek daha az vebale girmek olur. Bu hususta bile çokheveskâr davranmamalıdır. Önce zaruretin varlığını ölçülere uygun olarak tesbitetmeli, sonra da zaruret miktarına göre hareket etmelidir. Zaruretler yasakları serbest kılar amma, bu serbestlik alabildiğine olmayıp, zaruret miktarıkadardır.[9]

 

                10.Şuurlu Müslüman; doğru sözü, doğru zamanda, gerektiğinde, söylenmesi icabettiği kadar ve eğip bükmeden yani kemküm etmeden ve dosdoğru olarak söyleyecekve fakat yanlış ve yalanı hiçbir zaman söylemeyecektir. Böyle davranmakla daişlerinin rast gideceğine inanacaktır.[10] Gereksiz zamanda ve münasebetsizzeminde doğruyu söylemek adına yaygara yapmanın ise, yarardan çok zarargetirdiği sık rastlanan hususlardandır.

            11.Söz dinlemek, “Hak Söz”e kulak vermek ve marufta yani İslam’ın doğru ve güzel saydığıhususlarda ciddi manada itaatkâr olmak da İslamî şuurun icabatındandır.Dinlenecek ve itaat olunacak söz, elbette nefsin sözü olmayıp, ALLAH veRasûlü’nün sözüdür.[11]

            12.Ömrü iyi değerlendirmek de şuur alametidir. Adına ister zaman diyelim ister ömür diyelim bu öyle kıymetli bir varlıktır ki, fevt olan her şeyin telâfisi varken, onun geri döndürülmesi mümkün değildir. Günümüzde ise zamanı yeyip yutmaya ve hatta katletmeye müteveccih o kadar vesile ve vasıta vardır ki,bunları bertaraf ederek gün ve gecesini değerlendirebilen kimse, gerçektenkahramandır. Geçmiş şuurlu Müslümanların hayat hikâyelerini okurken, kitap mütalâasından geri kalmamak için yemeği bir başkası tarafından yedirilenleredahi rastlıyoruz.[12]

           13.Niyet ve amel tashihi yapmak da şuurluluk alametidir. İnsanımızın çok defa iyiniyetle başlamış olduğu bir işe, bir müddet sonra prensipsizlikle devam ettiği,sık görülen vakıalardandır. Niyet rotasını kaybettiğinde amelin de ifsadauğrayacağı bedihiyattandır. Böyle olunca niyet ve amel tashihi birlikte olacakdemektir.

          14.Her şeyi bilemeyeceğinden hareketle ehli ile istişare etmek ve tenkidleretahammül göstermek; aklın, şuurun ve imanın gereğidir. “Âlemlere rahmetEfendimiz”in dahi sıkça başvurduğu istişare ve danışma, kafamızdakini tasdikettirmek için olmayıp, doğruyu bulmak ve bulamazsak bile vebalden kurtulabilmek içindir. Her şeyi bilmek ALLAH’a mahsus olunca, danışmak insan için kaçınılmazbir yoldur ve danışanı küçültmez. Peygamber Efendimiz: “İstişare eden pişmanlıkduymaz” buyurur ki, bunun manası; çok defa pişmanlık duyacağı bir netice ilekarşılaşmaz ve bazan karşılaşsa da danışmış olduğunu düşünerek pişmanlık duymaz demektir. Pek tabii müşavere ehliyle olacaktır. Nefsimizin istediğini değil,gerçekleri söylemekten çekinmeyenlerin kapısı çalınacaktır.

            Bir detenkidlere kulak vermek ve onları da müşavere konusu yapmak; şuurlu Müslümaniçin kaçınılmazdır. Tenkid ve münekkidlerden uzak durmak, şuur noksanlığına alâmettir.İdrak sahipleri kendilerini özellikle tenkid ettirenler ve bunlara müteşekkirkalanlardır. Bu tenkidden kasdımız, seviyeli ve iyi niyetli tenkidlerdir. Yoksabilir bilmez herkesin aklına geleni söylemesi şeklinde tezahür eden sözdetenkidler değildir. Zaten bunlar tenkid değil, gıybet ve iftira olur.

         15.Kalabalık kütlelerin, başkalarının ve globalleşen dünyanın tesirinde kalmamakda şuurlu müslümanın şiarındandır. Müslümanları uyutmak için yıllar evvel çoksıkça söylenen bir söz vardı: “Zaman sana uymazsa sen zamana uyacaksın”.Günümüzde ise: “Herkes aya sen yaya”, “Demek bu kadar kalabalıklar haksız senhaklı?”, “Globalleşen dünyada…” , “Küreselleşme olgusu karşısında direnmek?”...gibi makyajı iyi yapılmış tuzaklarla karşı karşıya bulunuyoruz. Şuurlu birMüslüman için bunların laf salatası olduğu açıktır. Müslüman tek başına dakalsa, Hak bildiği yolda yalnız başına yürüyecek bir yüksek şahsiyetinsahibidir.

           16.Selahiyetini ehliyet ve liyakat ölçüleri içerisinde kullanıp, akraba veahbaplığı ölçü almamak; şuurlu ve aklı başında bir davranıştır. Eldeki sınırlıimkânları vebalsiz kullanabilmenin çaresi, akraba, hısım ve dostluğu değil,ehliyet ve liyâkati ön planda tutmaktır.

           17.Okul, işyeri, vasıta... ve hatta evlerdeki ihtilattan, kat’î surette uzakdurmak lazımdır. Ahlâkî çöküşün son hızla yol aldığı ülkemizde en tahripkârmetod; “eşitlik” ve “hayat müşterektir” nakaratına kurban edilen,ihtilat/erkek-kadın beraberliğidir. Okulda başlayıp iş hayatında devam eden buberaberlik, ictimâî hayatımızın dinamitidir. Çağdaşlık ve uygarlık adınapişirilip kotarılan bu hadiseyi, şuurlu müslümanın meyl etmesi mümkün olmayanbir ihanet olarak görmelidir.

          18. Şuurlu Müslüman; çarşı-pazar, alışveriş vetüketimi çılgınlık haline getiremez. Tam bir tüketim toplumu manzarası arz edenülkemizde, bu çılgınlığın içerisinde yer almak, hiç şüphesiz idrak ve şuurnoksanlığının bir göstergesidir. İhtiyaç için üretilecek nesneler ihtiyaçdolayısıyla ve ihtiyaç miktarı tüketildiğinde kimsenin diyeceği olamaz.Materyalist çılgınlık; üretimi, tüketimi körüklemek düşüncesiyle yaptığından,vitrinler, reklâmlar, süper ve hipermarketlerle de bu tüketim çılgınlığını alabildiğine teşvik ettiğinden, bunun dışında kalabilmek âdeta bir kahramanlıkhaline gelmiştir.

         19.Çocuklarının diplomalı tahsillerine, yabancı dil öğrenmesine, spor kurslarına gitmesine ve müzik enstrümanları kullanmasına verdiği ehemmiyet kadar olsun,dinî eğitim ve öğretimine eğilmek; asgari şuur sahibi olmanın icabıdır. Bugünvarlıklı veya varlıksız hemen herkes, evlatlarının dünyasını kurtarmaklameşgul... Hatta tesettür gibi önemli emri, dünyalık endişelerle bir kenarabırakanlar da Müslümanlıklarına toz kondurmayanlar değil mi? İslamî şuur vehassasiyete sahip olan bir kimse şu veya bu dünyalık endişeyle ALLAH’ın emrinenasıl muhalefette bulunabilir? İşte şimdi siz gelin de Müslüman ve şuurluMüslüman ayırımına lüzum yok deyin.

       20. Oku da nasıl ve ne okursan okuşeklindeki diplomayı hedef alan sakat anlayış yerine, “Seni Yaratan’ın adı ileoku!”[13] prensibinden hareketle diplomayı değil, “kulluğu” tercih etmek demüslümanlığın gereği ve şuurlu Müslüman olmanın alametidir. Âyet-i Kerîme;“Yoktan var edenin adı ile oku” olduğuna göre ve ALLAH’ın adıyla da haramişlenemeyeceğine göre, şuurlu hareket etmek isteyen herkes için, “Oku da nasılve nice okursan oku” şeklinde bir serbestlik düşünülemez. Zira “ALLAH veRasûlü’nün hükmünü açıklamış olduğu hususlarda müminlere davranış serbestîsi tanınmamıştır”.[14]

      21.Allah dostları ile her yerde ve her zaman beraber olmak, hem Kur’an’a kulakvermek hem de şuurlu Müslüman olmak demektir. Rabbimiz, ALLAH Yolunun yolcularıile beraber olmamızı emrederken: “Ey iman edenler! ALLAH’tan korkun da GerçekDoğrunun peşinde olanlarla beraber olun”[15] buyurur. Demek ki, ALLAH yolununyolcuları ile beraber olmak, hem iman etmiş olmanın hem de ALLAH’tan korkmanınicabatındandır. Burada bir tahsis mevzu-u bahis olmadığından her hususta böyle davranmak kaçınılmazdır. Adam seçerken ve oy verirken de bu İlâhî ikazıhatırlayıp ona göre hareket etmek gerekecektir.

      22.Para, diploma ve mevkiyi esas alan sakat anlayış yerine, “adam”lığı ön planaçıkaran bir anlayış, hem şuurun hem de kurtuluşun müjdesidir. Ülkemizinçektikleri; parası, diploması, mevki ve makamı olanlardan değil midir? Demek,idrak ve şuur sahibi olup da “adam”lığın peşini izleyenler; çıkmazlardankurtuluşun yolunu bulanlar olacaklardır.

     23.Materyalist dünya görüşüne paralel bir tatil, dinlenme ve eğlenme anlayışından,marka hasta-lığından ve aşırı beslenme(pisboğazlık) düşüncesinden uzaklaşıp,bizim olana sahip çıkma da Şuurlu Müslüman’a yakışan bir fazilettir. Tatil,çalışıp da yorulanların hakkıdır. Tatil peşinde olan müslüman acaba tatilyapmayı hak edecek kadar kendini yormuş mudur? Yoksa “Herkes tatil yapıyor vedinleniyor, benim neyim eksik ki, mahrum kalayım?” düşüncesinden, daha doğrusu düşüncesizliğinden mi hareket etmektedir? Eğer gerçekten yorulup da tatili hakettiysek bile, kendi ölçülerimiz içerisinde bir tatil planlamak icab edecektir.Lüksten ve ihtilat meclislerinden uzak, sakin ve tabii bir çevrede; okuyarak,emir bilmaruf yaparak dinlenmek ve ölçülerimiz içerisinde eğlenmek Şuurlu Müslüman’a yakışanıdır.

    24.Emir bilmaruf ve nehy anilmünkeri terk şuursuzluğu, beraberinde zilleti yanionursuz bir hayatı getirir ve nitekim getirmiştir de... İşte bunun farkında olmakbile şuurluluk alâmetidir. Nice Müslümanlar vardır ki, çeşitli vesilelerle hergün dinimiz ve mukaddes değerlerimizle alay edilip durulurken, maalesef bununen büyük ve en bariz bir zillet olduğunun idrak ve şuurunda değildir.

    Şuurlu Müslüman bunun idrakinde olmakla kalmayacak, buna sebep olan eksikliği de bulacaktır. Yani emir bilmaruf’u terk etmenin tabii bir neticesi olarak bu zilleti yaşadığına inanacak ve gereğini yerine getirmek için gayret ve çabasarf edecektir.

   25. Kâfir ve batıl dostluğu, onlara mülâyemetve din kardeşlerine hiddet ve şiddet; pek çok müslümanın içerisine düştüğüidrak ve şuur yoksunluğunun kaçınılmaz bir sonucudur. İslam karşıtlarınıntakiyyeci olanları da dâhil, tamamı, ALLAH düşmanlarıdır. Bu sebeple bizim dedüşmanlarımızdır ve onlardan uzak durmak Kitabımızın emridir.[16] Bunlara sıcakve yumuşak davranıp Din kardeşlerine sert ve haşin davranmak, ALLAH’ınkesinlikle yasaklamış olduğu bir ğaflet veya hıyanettir.[17] Şuurlu MüslümanALLAH’ın dostları ile dost ve düşmanlarına karşı ise net bir düşmandır.

   26.Şuurlu müslümanın hayatı, prensipli bir hayattır. Bugün ak dediğine yarın karadiyemez. Yasak kabul ettikleri vardır, dünya bir araya gelse onları mübahlaştıramaz. Helâl kabul ettikleri vardır, kimsenin hatırı için onlarıharam sayamaz. “Adam aldırma da geç git” diyemez,”aldırır ve Hakkı tutarkaldırır”. Zalimin karşısında, mazlumun ise yanıbaşında yer alır. Kimseninhatırı için kendi değerlerine sırtını çevirmez. İrticacı diyecekler diye,Hak’tan vaz geçmez.

   27.Çok istismar olunan aşağıdaki hususlarda dikkatli olmak da Şuurlu Müslüman içinkaçınılmazdır: “Dünyada mekân Âhirette iman”(ters şekliyle doğrudur), “Çalışmakibadettir”(yasaksız alanda ve İlahî sınırları kollayarak olursa),”İbadet degizli kabahat de”(nafileler için geçerli), “Dinimiz hoşgörü dinidir”(nefsimizleilgili konularda), “En büyük cihad nefsle yapılan cihaddır”(nefse en ağırgelenidir), “Ehven-i şer tecih olunur”(ortada hayr yoksa) ve benzerleri...

   28.Şurâsız ve kitaba bağlı olmaksızın hareket etmek bir Müslüman için düşünülemezbir suçtur.  Fetvası cebinde olmak vegönlündekinin fetvasını aramak da bir diğer suçtur. Bugün ticaretten siyasete,tesettürden eğitime kadar hemen her konuda Müslümanların yaşadıklarışaşkınlığın kaynağı işte bu temel yanlıştır. Şurasız ve istişaresiz olmaz,kitapta yerini bulmadan kafadan atarak olmaz, “konjönktürel şartlar” diyerek deolmaz. Müslümanlıkta çıkmaz sokakta bocalamak yoktur. Derde deva bulunacak veçaresiz kalınmayacaktır. Ancak bunun belirli usul ve şekilleri vardır. Bunlara uyularak hareket edilir, hem dünyada huzur ve saadet, hem de Âhiret’te kurtuluş ve necâta erilir. Şuur sahibi Müslüman da bunun seve seve takipçisi olur.

  29. Tesettür ve başörtüsü konusu,günümüzde şuur zâviyesinden fevkalâde ehemmiyet arz etmektedir. Şöyle ki; buALLAH emri; “furûât”, “teferruat”, “cihad”, “hizmet”, “ekmek parası” ve benzeri kelimeler arkasına sığınıp, kulluk civatasını gevşetme hakkını kimseye vermeyecek kadar açık ve sarihtir. Ya örtünülecek ve “kulluk” tercih edilmiş olacak veya tesettürsüzlük tercihle isyan ve cezası göze alınacaktır. Bunundışındaki düşünce ve sözler sadece nefsin ve şeytanın aldatmacasıdır.

 Şuurlu Müslüman şunu alnının ortasına yazacak ki: 

HARAM ve İSYANLA KULLUK YAPILAMAZ.

  “Rabbim! Hakk’ı Hak olarak göster de ona tâbi olalım ve bâtılı bâtılolarak göster de ondan uzak duralım”, “Âmin”.

 

 KAYNAKÇA

[1]Bilhassa bakınız: Bakara 2/154, Şurâ/113, Zümer 39/55 veHucurat 49/2

 [2]bkz.Zâriyât 51/56

[3]bkz.Tekâsür 102/ 1–2

[4]bkz.Nisâ 4/137

[5]bkz.Fussilet 41/33

[6]bkz.Ankebût 29/2

[7]bkz.Âl-i İmran 3/120

[8]bkz.Hacc 22/11

[9]bkz.Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye md.21 ve 22

[10]bkz.Ahzâb 33/70 ve 71

[11]bkz.Zümer 39/18

[12]bkz. İslam Âlimlerinin Gözüyle Zamanın Kıymeti, Prof.Dr. Abdulfettah Ebu Ğudde, İstanbul 2006,s.32

[13]bkz.Alak 96/1

[14]bkz.Ahzab 33/36

[15]Tevbe 9/119

[16]bkz.Mümtehine 60/1

[17]bkz.Fetih 48/29


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret111839
ŞUUR SOHBETLERİ


Kayseri ÖĞ-DER' in Ömer ARİF Hoca ile Düzenlediği ŞUUR DERSLERİ  Her Cuma 
Saat 19:00'da.

“Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulüne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O’na götürülüp toplanacaksınız.(8 Enfal 24)
“Sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının. Bilin ki, gerçekten Allah, (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.” (8 Enfal 25)

Bir yol buldum öteye

Geçerek gözlerinden

İşte yeni bir dünya

Peygamber sözlerinden

     ERDEM BEYAZIT



GENEL BAŞKAN
REKLAM ALANI




Takvim